Forumlar ve Öz-örgütlenme – Umut Kocagöz

gezibakiye2

(bu yazı, “Gezi’nin Bakiyesi” başlıklı forum/çalıştayın 2.si öncesi, tartışmalara bir katkı sunmak için yazılmıştır.)

Forumlar ve Öz-Örgütlenme

Umut Kocagöz

 

“Gezi’nin Bakiyesi” olarak elimizde kalan, bizim açımızdan “Gezi’nin hediyesi” olarak ifade edilebilecek forumlar üzerine düşünme, konuşma ve sorunları açığa çıkararak yol alma çalışmaları devam ediyor. Forumlar, içerisinde barındırdıkları eğilimler, “kullanılma biçimleri”, imkan ve potansiyelleri açısından çeşitli farklılıklar içermekte; bu farklar ise, forumların pratiklerini, çabalarını, örgütlenme tarzlarını belirlemektedir. Burada, bu ayrımları kısaca anlamaya çalışarak, forum formunun [1]özgün ve potansiyel anlamına dair bir tartışma yürütmeye çalışacağız.

 

Öncelikle, “forum”dan kastımız, Gezi sonrası önce parklarda, sonra da hızlıca üniversite ve plazalarda “kurulan”, mümkün olduğu sürece düzenli olarak bir araya gelen ve bu yan yana gelişte bir çok meselenin konuşulduğu toplantılardır. Bu toplantılar, herkesin katılımına açık (özellikle de farklı siyasi görüş ve düşüncelere), katılımcı, yatay, demokratik bir biçimde gerçekleşir. Forumlar kendilerini farklı biçimlerde ifade etmişlerdir: forum, dayanışma, meclis vb. Bu farklı ifadelendirmeler, bazı noktalarda kafa karışıklığı yaratsa bile, özünde aynı formata ve benzer bir işleve gönderme yapmaktadır.

 

Sürekliliği ve kapsayıcılığı açısından forumların bir çeşit “meclis” olabileceği düşünüldüğünde, “forum siyasetinin” esnekliği, manevra yeteneği, hızı, dili, tarzı ve örgütlenme araçları, mevcut siyasi parti formlarına göre çeşitli  farklar yaratmaktadır. Aşağıda tartışmaya çalışacağımız üzere, forumlara yüklenen farklı anlamlar da siyaseti kavrayış ve eyleyiş açısından bu noktalarda önemli farklılıklar ortaya çıkarmaktadır.

 

Forumlardaki eğilimler neler?

 

Forumların ne olması gerektiğine dair, forumlar içerisinde, forumlara zaman zaman gelen veya bir zamanlar forumlara katılıp da şimdi katılmayan insanların farklı görüş ve perspektifleri bulunmaktadır. Bu görüş ve perspektiflerden ziyade burada bizim açımızdan önemli olan şey, forumların “nasıl davrandıkları” üzerinden neye benzediklerini sorunsallaştırmak ve “nasıl davranabilir” üzerinden neyi potansiyel olarak işaret ettiğini tartışmaya açmaktır.

 

İlk olarak forumların bir çeşit “eylem birliği” şeklinde düşünülmesi eğilimini sayabiliriz. Bu eylem birliği, hükümet/devlet karşıtı bir sokak eylemi örgütlemenin platformu olarak tasarlanıyor ve egemenlerin ürettiği siyasete karşı refleksif bir eylem örgütlemenin mecrası olarak ortaya çıkıyor. Forumların önündeki toplumsal talep ve program açığının kısa yoldan, uzun yıllardır görülmemiş şekilde geziyle birlikte başarıya ulaştığı gözlemlenen sokak eylemleriyle pratik olarak doldurulması, forumların tüm siyasal bağlantısını ve eyleyiş tarzını sokakla ilişkilendiriyor.

 

Öyle ki, bu tarz bir forum, eylemleri kendi sürekliliği için zorunluluk olarak görebiliyor. Böylece, eylem için forum, forum için eylem yapılarak mükemmel bir daire tamamlanmış oluyor. Ne var ki bu tarz, forumların politika üretme etkinliğini aciliyet ve acı çemberine daraltma tehlikesi taşıyor.

 

Bueğilimi besleyen önemli bir olgu, gezi sonrası şahit olduğumuz forum deneyiminin işleyiş ve karar mekanizmalarındaki boşlukları soldaki mevcut yapıların geleneksel siyaset yapma ve karar alma tekniklerini forumlara aktararak tamamlamasıdır. Bu yaklaşım açısından bir forum, bir çeşit “siyasetler platformu” yahut “siyasetler toplantısı” olarak da düşünülebilir. Bu tarz eğilimlerin güçlü olduğu forumlarda siyaset üretimi uzlaşma zeminlerine bağımlı kalıyor. Sokak eylemlerinin işlevi ve politik anlamı daraldıkça forumun sürekliliği tehlikeye düşüyor; forumlar sabit ve eski düşünce eksenleri üzerinden bölünmeler ve dağılmalar yaşıyor. Bir diğer olumsuz sonuç da, forumla üzerinde kurulduğu toplumsal zemin arasındaki organik ilişki ya çok zayıflıyor, ya da hiç kalmıyor.

 

Forumlardaki bir diğer eğilim, mevcudiyetin ve etki alanının azalmasıyla beraber forumların kendi içine kapanması, bir çeşit arkadaşlık grubu, fikir birliği, belirli konularda ortaklaşmış bir inisiyatif şekline dönüşmesi durumudur. Bir yandan Gezi direnişi, mevcut solun parti ve örgütlerine kapatılamayacağı için ve forumlara devam edilebilen bir çok yerde bunun bilincinin ve sorumluluğunun farkında olunduğundan dolayı, forum formu devam ettiriliyor. Ancak, forumlardaki daralma ve politik homojenleşme, forumların bir çeşit ortak fikre sahip insanların bir araya geldiği bir “fikir birliğine” dönüştüğü izlenimi yaratıyor. Bu durum başlangıçta belirli bir kapsam alanı olan ve meclis işlevi de taşıyabilen bir toplantı ve örgütlenme formu olan forumları, katılımcıları arasında belirli siyasi yakınlıklar bulunan, meclise göre çok daha hızlı mobilize olabilen, eylemler ve etkinlikler organize edebilen bir inisiyatife dönüştürüyor. Mevcut solun siyasi örgütlerinden daha katılımcı ve açık yapılar olarak, doğrudan demokrasi pratiklerine ve hiyerarşik olmayan bir örgütlenme biçimine açık olarak tasarlansa bile, burada işletilen demokrasi pratiği esasında bir “iç demokrasi” mekanizması olarak icra ediliyor (Bu durum, forumun kendisinin bir imkan olarak katılımcı olmasından ziyade, forum olarak kendini ifade eden inisiyatifin, kendi iç işleyişinde katılımcı ve demokratik olması, yani hiyerarşik ve merkeziyetçi olmaması anlamına gelmektedir). Bu açıdan da, biçimsel olarak, mevcut siyasal formlardan farklı bir örgütlenme biçimi olmayan, en fazla onlardan daha demokratik, yatay ve açık bir örgütlenme formu olarak düşünülmeye başlanıyor. Başka bir ifadeyle, belirli “ilkeleri” ve ön kabulleri olan, meclis olma potansiyeli içerse bile bir meclis olmayan, siyasi söylemi, kendini ifade etme tarzı ve belirli yatkınlıkları ve kültürü olan bir “demokratik inisiyatif” formuna dönüşmüş oluyor.

 

Forumların bahsettiğimiz “eylem birliği”, “siyasetler platformu” ve “demokratik inisiyatif” olma hallerinin ilk ikisinin, mevcut solun siyaseti kavrayış ve icra etme alışkanlıkları ile doğrudan bir ilişkisi vardır. Üçüncü eğilim ise biraz daha karmaşıktır. “Demokratik inisiyatif” olarak örgütlenen forumların, bazı tıkanıklıkları aşmak için, kendi mevcut biçimlerine karşı geliştirmeye çalıştıkları yerelleşme, mahalle veya üniversite ile “organik” ilişkiler kurma ve bir çeşit “kapsama alanı” yaratma arayışları, bu biçimin bir çeşit “öz-örgütlenme” deneyimine dönüşme imkanını ifade eder. Ancak bir yandan da benzer fikirler, kültürel alışkanlıklar ve arkadaşlıklar üzerine kurulan ve küçük inisiyatifler haline dönüşmesinden dolayı esnek bir “fikir birliğine” dönüşme ve forumların meclis biçiminden kopma eğilimleri taşıdıkları da söylenebilir.

 

Politik bir birim olarak Forum’un İmkanı

 

Forumların fikir birlikleri yahut demokratik inisiyatifler halinde varolması üzerine düşünürken ihtiyaç duyacağımız temel sorunsal, “politikanın biriminin ne olacağı” sorunsalıdır. Devletin bugün parçalayarak atomize ettiği, insanların bireyleşmesi ve kimlikleşmesi üzerinden yönetilebilir kıldığı bir toplumsal alanda bu sorunsalın nasıl cevaplanacağı önemlidir. Devlet bugün kendisine muhalefet etme potansiyeli taşıyan özne konumlarını kendi suretinde politik birimler olarak üretmektedir: özneleri sürekli değişse de (Kürtler, Aleviler, Geziciler, darbeciler, paraleller, CHP vs) olası muhalefetin tümünü kendi karşısında bütünlenen bir kimliğe, manipülatif bir çıkar birliğine tercüme etmekte ve bu kendisine karşı olan kimlikle polisiye tedbirler aracılığıyla mücadele etmektedir. Polisiye hale gelmiş bir politik ortamda, devlet gibi olmaya ve askeri bir manevrayla devleti yenmeye çalışan bir politik pozisyonun şansı oldukça düşük olacaktır. Kaldı ki, muhalefet adına da burjuvaziden devraldığımız geleneksel aydınlanmacı politik örgütlenme birimleri olarak parti formunun, fikir birliklerinin ve ideolojik homojenlik gruplarının tarihsel gelişiminin vardığı nokta, kimliklere ve bireylere bölünmüş toplum ve onun yöneticisi muktedir olmaktadır. Bu tarz geleneksel politik birimler hasbelkader “iktidarı” alsa da, herhangi bir burjuva partisi haline gelerek tıpkı AKP gibi sadece iktidarda tutunmaya çalışacaktır. Devlet-olmayan bir politikanın ve böyle bir politikanın politik birimlerinin kurulması bir zorunluluktur.

 

Gezi, devlet-olmayan’ın nasıl örgütleneceği, kendisini nasıl ifade edeceği; üretilen ortaklığı nasıl ifade edebileceği ve paylaşabileceği üzerinden pratik bir tartışmayı mümkün kılmıştı.

Fikirlere, taraf ve muhalif pozisyonların “rastlantısallığına ve keyfiliğine” bağlı olarak siyasetin birimleştirilmesi, devlet-olmayanın kendisini örgütlemesi açısından somut ve sürekliliği olan bir zemin sağlamıyor. Birincisi, bu siyaset birimi üzerinden kurulan “topluluk” rastlantısal ve hayalidir. İkincisi, bu topluluk, belirli bir ortaklığın üretimine ve zorunlu birliğine bağlı olmadığı için hakiki değildir. Bu topluluklarda elbette ki bir çeşit ortaklığın üretimi mevcuttur; ancak, bu ortaklığın “özdeş bir kimliğin” (sosyalist, kemalist, x, y) taşınması üzerinden yeniden üretilen bir rastlantısallığın sonucu olduğunu göz önüne almamız gerekir. Halbuki, bu üretimin kendisi hakiki dayanışma pratiklerine, rastlantısal olmayan ortaklık üretimine, somut gündelik hayatın üretimine dönüştürülebilir, ve insanlar da bu somut üretim ilişkileri içinde ortaklıklarını, zaten, tesis etmektedirler.

 

Forumların görece daha büyük parklardan başlayarak mekansal olarak “yerelleşmesi”, Gezi’nin rotasının (İstanbul açısından metaforik olarak düşüneceksek) en merkezi parktan daha yerel parklara doğru hareket etmesi, Gezi’deki yaşamı beraber kurma, üretme ve toplumsallaştırma pratiğinin gündelik ilişkilerde yeniden üretilmesi istencinin en açık göstergelerinden biri olarak düşünülebilir. Bu istenç, Gezi’nin “bilinçli” bir tercihi olarak değil, sezgisel ve belirli açılardan da somut yönelimlerine bağlı olarak gelişmiştir.

 

Devlet politikasının, aklının ve araçlarının emeği, doğayı ve bedeni tahakküm almasına karşı, devlet-olmayanın kendisini örgütleyeceği bir mekan kurmak gerekiyor. Bu mekan, sadece “güzel” ve “hayali” bir topluluk mekanı olamaz. İçinde somut ve toplumsal üretim ilişkilerini barındıran, iktidar ilişkilerinin örgütlenmesi üzerinden bu ilişkilere müdahale edecek, bizzat coğrafi ve fiziki bir iktidar alanından bahsediyoruz. Bu iktidar alanı, yaşamın ve dolayısıyla siyasetin asli birimi, öz-yönetim ve öz-örgütlenme faaliyetinin de hakiki mekanı olarak, bir mücadele alanı olarak kurulması gereken birimlerdir.

 

Öz-Örgütlenme ve bazı pratik öneriler

 

Forumların yönelim ve imkanlarından biri de, kapsadığı somut alanların öz-örgütlenmesine dönüşme eğilimidir. Burada, öz-örgütlenmeye dair bir tartışma yapmak istiyoruz. Öncelikle öz-örgütlenme, benzer fikirlere sahip, benzer bir politik yaklaşımı olan insanların yan yana gelmesiyle kurulabilen bir örgütlenme formu değildir. Somut bir kapsam alanına sahip bir öz-örgütlenmede, tıpkı forumlarda veya Gezide olduğu gibi tanımadığınız, bilmediğiniz, politik olarak “sevmediğiniz” fikirlerden insanlar vardır. Öz-örgütlenme (açık olduğunu iddia etse de belirli bir fikir üzerinden kurulması açısından -ki bu en demokratik ve en özgürlükçü fikir de olsa-) kapalı, belirli, ilkesel bir topluluğu ifade etmez. Bu topluluk belirli bir “somut alanda” vücut bulsa dahi bu böyledir. Çünkü öz-örgütlenme “bizim” yapabileceğimiz, olabileceğimiz bir şey değildir. Biz, ancak öz-örgütlenmenin kurulmasına dair mütevazi bir katkı sunabilir, inisiyatif alabilir ve birikiminizi bu çalışmaya dahil edebiliriz. Bu açıdan, öz-örgütlenme bir topluluğu değil bir durumu, oluş halini, fiiliyatta ve somut üretim olarak gerçekleşen ilişkisel bir pratiği ifade eder. Denetleme ve müdahale imkanı oluştuğunda, kendini belirlemeye yönelik somut pratikler geliştiğinde (yani kendi yaşamımız üzerinde; bizi belirleyen kararları belirleme, denetleme ve uygulama muktedirliği kazandığımızda) öz-örgütlenme vücuda gelir ve çalışmaya başlar.

 

Bu açıdan, öz-örgütlenmenin maddi bir mekanı ve maddi ilişkilere bağlı bir kapsama alanı mevcuttur. Forumlar, bu mekanı sezgisel olarak keşfettiler ve açığa çıkardılar. Özellikle mahalle ve üniversite forumları, dayanışma ilişkisini temel alan, kapsadığı alandaki iktidar ilişkilerine ve pratiklerine müdahale edebilme kapasitesi geliştiren ve çeşitli müdahalelerle bu alanı kurmaya çalışan pratikler olarak şekillendiler. Siyaset birimi olarak kurulan bu toplumsal alanlar, sokak eylemleri bazında düşündüğümüzde, özellikle Berkin Elvan’ı kaybettiğimizde ve Soma katliamı yaşandığında hakiki bir refleksif eylem kapasitesinin ne kadar gelişkin olduğunu da göstermiş oldular (Örneğin bir toplumsal birim olma kapasitesi, üniversite boykot ve yürüyüşlerinde ciddi biçimde açığa çıktı).

 

Ancak bu durum forumları otomatik olarak bir öz-örgütlenme pratiği haline getirmiyor. Yalnızca, öz-örgütlenme pratiğine dair bir imkanı açığa çıkarıyor. Öz-örgütlenme, bulunduğu ve kapsadığı alandaki ilişkilerin “aşağıdan aşağıya doğru” kurulmasını gerektirir. Bu, örgütlenmenin bir ağ gibi bütün ilişkilere yayılması, somutlaşması ve uygulanması pratiğidir. Bu açıdan örgütlenme, iktidar ilişkilerinin mantığına benzer bir şekilde, ağlar üzerinde yayılır ve uygulanır; gündelik hayat deneyimi içinde somutlaşır ve hayatın yeniden üretiminin bilfiil kurucusu haline gelir. Aşağıdan-aşağıya/tabandan-tabana örgütlenme, bir yandan  karar almanın ve uygulamanın hakiki alternatiflerinin inşa edilmesine zemin sunar, bir yandan da mevcut merkezi karar alma organlarının gereksizleşmesine imkan verir.

 

Her toplumsal alanın kendi alt birimleri vardır ve bu birimlerin de kendisine has özel sorunları ve konuları mevcuttur. Bu alt birimler, bir yandan kendi özel meselelerini sorunsallaştırma ve kendini belirleme pratiği içerisinde bir eyleyiş olarak var olur, bir yandan da içinde bulunduğu toplumsallığın kurucu ve belirleyici bir unsuru olarak çalışır. (Örneğin, bir üniversite için, üniversitenin birimleri olarak bölümler, fakülteler, kampusler, yurtlar, kulüpler düşünülebilir. Bu birimler, üniversiter alanın üretildiği, bu alan içinde somut ilişkilerin üretildiği somut mekanlar olarak düşünülebilir.)

 

Forumların temel sorunlarından biri olarak “temsil” meselesi, bu alt birimlerin oluşma, kapsamını ve katılımı genişletme ve yaygınlaşma faaliyetine bağlı olarak çözülebilir.  Örneğin, bir mahalle dayanışması “mahalle” değildir. Ancak, mahalle olmaya yönelik bir potansiyeli içinde barındırır. Mahalle olabilmesi için, mahalleyi örgütleyebilecek, mahalle birimlerini kurabilecek, kendi aldığı inisiyatifi yayabilecek ve genişletebilecek çalışmalar yapmak durumundadır. Yukarıda bahsettiğimiz üzere, örneğin mahalle dayanışmasının “mahalle” olabilmesi için, yani kendisini bir toplumsal birim olarak kurabilmesi için karar alma, denetleme, belirleme kapasiteleri geliştirmesi gerekir. Devlet-olmayan, ancak bu kapasitelerin geliştirilmesi üzerinden kendini, yaşamın maddi olarak üretildiği, dayanışma ilişkilerinin pekiştiği bir öz-örgütlenme olarak ifade edebilir. Forumlar, bu öz-örgütlenme potansiyelini içinde barındırması açısından, devlet-olmayanın Gezi’den aldığı hediyelerdir.

 

Gezinin mevcut sol’a öğretemediği (yahut mevcut sol’un Gezi’den öğrenmek istemediği) temel şeylerden biri “siyaset yapmaktır”. Siyaset, hayatın maddi olarak üretimi, üretimin belirlenmesi, denetlenmesi ve uygulanması pratiği olarak, etik, estetik, ekonomik öğeleri içinde barındırır. Bu açıdan, siyasetin asli birimi, hayatın kendisi olmak durumundadır. Gezi, atomize edilmiş insanların beraber eyleyebildikleri, ortaklık üretebildikleri ve dayanışabildikleri gerçeğini bir siyasi proje olarak ortaya çıkardı. Bu açıdan “müşterekler siyaseti” forumlar siyasetine doğru yataylamasına bir hat çizerek hayatın bütününün üretilmesine yönelik bir faaliyet imkanı olarak açığa çıktı. İnsanlar birbirine temas etme, beraber karar alma, eyleme, dayanışma, birbirine sahip çıkma vb. bir sürü edim ve kapasite geliştirdiler. Forumlar, bu kapasitelerin gündelik hayat ilişkilerine, yaşam alanlarına, hayatın üretildiği mekanlara, iş yerine, dersliklere taşınma ve onların anlamını yeniden belirleme imkanı olarak öz-örgütlenmenin mümkün olduğunu göstermiştir.

 

Forumların mevcut eğilimlerini düşündüğümüzde, bir yandan “iktidar olmadan dünyayı değiştirmek” [John Holloway], bir yandan ise “dünyayı değiştirmek için iktidar olmak” arasında bir gerilim yaşandığı; ancak ikisinin de bir ve aynı şey olduğunun unutulması üzerinden siyasetin sürekli mevcut iktidar ve mevcut sol’un kavrayışı üzerinden bir gösteriye dönüştürüldüğü, ideolojikleşmiş kimliksel pozisyonlara indirgendiği görülmektedir.[2] Halbuki, ikisi de bir ve aynı şeydir. İktidar olmak, siyasal iktidar olarak devletin örgütlenmesine “sahip olmak” değil, kendini belirleme ve özgürleşme bağlamında muktedir olmak anlamına gelmektedir. Muktedirlik ise, emeğin, doğanın, bedenin vb. üzerindeki tahakkümün ortadan kaldırılması bağlamında, dünyanın değiştirilmesidir. Zapatistalar’ın söylediği gibi, bizim isteyebileceğimiz şey “iktidarı ele geçirmek” değil, uygulamaktır. İktidarı uygulamak, bir özyönetim pratiği olarak özörgütlenme ile mümkündür.

 

[1] Forum Formu hakkında bir değerlendirme için bnkz: http://gayriresmibogazici.wordpress.com/2013/12/16/politik-bir-imkan-olarak-forum/

 

[2] Demir Küçükaydın’ın yazısı, bu tartışmayı başka bir rotadan sürdürmekte ve önemli tespitlerde bulunmaktadır. http://demirden-kapilar.blogspot.com.tr/2014/05/gezinin-birinci-yl-taksim-dayansma-ve.html

Reklamlar