Gezi’nin Bakiyesi’ne bir kaç not

gezininbakiyesi

 

Gezi’nin Bakiyesi’ne bir kaç not

 

-Umut-

 

Gezi’nin Bakiyesi forumu/çalıştayında tartışmaya açmak istediğim ancak zaman darlığından dolayı pek mümkün olmayan ve yanlış ifadeye de imkan veren belirli noktaları bu yazıda açmaya çalışacağım.

 

Öncelikle, genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Forumlar, Dayanışmalar, İşgaller başlığına daha fazla zaman ayrılması gerektiği sanırım bütün katılımcıların malumuydu. Hatta denilebilir ki, ilk iki oturum, Bakiye’den daha çok genel bir resmi tarif etmeye yönelik olduğundan, çokça farklı görüşü, kavramsallaştırmayı içinde barındırabileceğinden, elimizdeki bakiyeden ziyade daha felsefik-sosyolojik tartışmaları çağırdığından dolayı, bakiyenin odağının biraz daha dışına düşüyordu.

 

Krizlerin isyanlarla, direnişlerle, devrimlerle olan ilişkisinin nasıl olacağı bir tartışma konusu iken, bu ikisinin hangi kavramlarla ifade edilebileceği dahi bir tartışma konusu. Bu açıdan bu iki sunumu belirli kavramsal-politik yatkınlıklara bağlı gelişen bir betimleyici çalışma olarak ele almak; bu politik ve kavramsal yatkınlıkları tartışmaya açabilecek daha spesifik etkinlikler düzenlemek daha faydalı olabilir. (okuma-tartışma atölyeleri /politik kavram atölyeleri vb.)

 

O açıdan üçüncü bölüme dair bir takım somut tartışmalara odaklanmak istiyorum.

 

Öncelikle, daha çok üniversite forumlarını takip etmiş biri olarak, üniversite forumlarının diğer forumlarla ve dayanışmalarla ilişkisini daha iyi tarif etmek gerektiğini düşünüyorum. Bunu açmak için forumlara dair belirli bir değerlendirme yapacağım. Forum formu, bir yandan yan yana gelinen bir agora’yı ifade ettiği gibi aynı zamanda özyönetim, özörgütlenme, mahalle meclisi, vb. fikirleri “çağıran” bir politik imkan olarak da şekillenmiş durumda.[1] Bu açıdan, forum kavramını iki anlamlı kullandığımız söylenebilir.

 

Forumlar, Dayanışmalar, İşgaller başlığındaki sunumda, Taksim Dayanışması’ndan Yoğurtçu Parkı’na, oradan da mahalle forumlarına geçişin değerlendirilmesi yapıldığında[2] ortaya çıkan önemli şeylerden biri, mahalle forumlarının belirli bir “alan”a ayak bastığı, katılımcı ve demokratik bir yapıda olduğu, kurum temsillerine değil de kişilerin katılımını esas aldığı olgusuydu. Bu olgunun, bir yandan TD’den mahallelere geçiş süreci deneyiminin içinden doğduğu, özellikle Yoğurtçu deneyiminin de önemli bir sonucu olduğu aktarıldı. Bu açıdan, belirli bir lügat üzerinden gidecek olursak, forumlar a) fikir birliği b) siyaset temsilcileri toplantısı c) siyaset platformları; değiller. Forumların doğasına böyle olmamanın tescillendiği de söylenebilir. Belirli bir alan üzerine kurulan, belirli bir alana etki eden, kişilerin katılımını ve demokrasisini temel alan bir yapının, forumların doğasını oluşturduğu söylenebilir. Ancak burada temelde söylemek istediğim şey, katılımcılık, hiyerarşik olmamak, temsilin olmaması gibi şeylerin, belirli bir deneyimin sonucunda geliştiği; önceden koyulmuş ilkeler şeklinde olmadığı; pratik bir deneyimin sonucu olarak forumların doğasına kaydedilmiş olmasıdır. Yani, forumlar ilkesel olarak değil, zorunlu olarak temsil dışı katılımcılığa ve demokrasiye sahiptir.

 

Bunun altını ısrarla çizmemin iki nedeni var. Birincisi, benim yatkın olduğum kavramsallaştırma ile, müşterekler veya kamusallık üzerinden girişilen bir örgütlenmenin forum formuna yakın/benzer/akraba bir politik biçim alabileceğine dair görüş. Hızla yerelleşen forumlar, bir yandan da “alan örgütlenmesi” tartışmasını yeni bir eksene taşıdı. Daha önce spesifik problematikler ve/ya mücadele hatları üzerinden kavradığımız ve alışık olduğumuz alan kavramının dışında (gençlik, ekoloji, vb.) mekana bağlı bir siyaset tarzını keşfetmeye başladık. Bu mekan mahalle, meydan, park, üniversite gibi müşterek/kamusal/ortak alanlarımızı ifade ediyordu. Bu açıdan mekan ile birlikte düşünülebilecek alan siyaseti, alanın kapsamını; ya da mahalle forumlarının “kapsama alanını” düşünmeyi de zorunlu kılıyordu. Kapsama alanı, bir yandan siyasetin sorumlu olduğu alan/mekanı tarif ederken, bir yandan da bu sorumluluğu politik pratiğin önemli bir unsuru haline getiriyor. Bu durum da politik önceliği belirlemek, alanın ihtiyaçlarını önceleyen, o ihtiyaçlara göre pratik politika geliştiren bir sorumluluğu ifade ediyor. Alanın katılımcıları, kendi fikirlerini, ideolojik ihtiyaçlarını veya programlarını sunan/dayatan bir siyaset tarzı yerine ortak alana vurgu yapan, ortak olanı pekiştiren bir tarz ve sorumluluk ile hareket etmeyi gerekli hissediyor.

 

Üniversite forumlarının mevcut durumu ve çeşitli deneyimler üzerinden bu noktaya bağlanmak istiyorum. Belirli üniversitelerde çok kitlesel olarak başlayan forumlar zamanla güç ve enerji kaybettiler. Bu durum elbette hareketin ivme kaybetmesine bağlı olarak açıklanabilse de, burada yapılan çeşitli müdahalelerin, çeşitli perspektif problemlerinin de katkısı olduğunun altı çizilebilir. Gezi’nin üniversitedeki bakiyesi hızla kitleselleşebilen ve ortak olana yapılan vurgu ile anlam kazanan forum deneyimleri iken, sol’un yukarıda “forum değil” olarak ifade ettiğimiz “forum” anlayışı, üniversitelerin örgütlenmesinin önünde bir engel olarak karşımıza çıktı.

 

Bunun bir nedeni, forumların doğasının böylesi bir berraklıkta ifade edilememiş olmasıdır. Bunun, siyaseti algılama ve siyaset yapma deneyimimizle, aklımızla, pratiğimizle de son derece yakın bir ilişkisi olduğunu ekleyelim. Forumlara çok alışık değildik; belki ilkesel olarak forum formuna yakın olanlarımız vardı; ancak böyle bir deneyimi kitlesel olarak yaşamamıştık. Bu açıdan bu deneyimin politik potansiyeline daha fazla odaklanmak, buradaki politika tarzını keşfetmeye devam etmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

 

Forumlar, sadece ana-akım siyasal pratiğe değil, aynı zamanda ana-akımlaşmış radikal siyasallığa da bir alternatif oluşturuyor. Çünkü, belirli bir kapsam alanında, yerellikte, belirli bir müşterek siyaset tarzı ile, somut sorunlar etrafında, gündelik hayatı ve dünyayı değiştirmeye yönelik bir politik çaba gözlemliyoruz. Bu açıdan forumların politik potansiyeli, belirli bir siyasetin, belirli bir fikir birliğinin hegemonyası ya da yereldeki siyaset tercümesi olarak değil, toplumun bir biriminin mücadele alanı olarak örgütlenmesi şeklinde düşünülebilir.

 

Üniversiteler de toplumun bir birimi olduğundan, üniversite forumlarının örgütlenmesi, toplumun örgütlenmesinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Genelde forumlardan konuşulduğunda üniversitelerin es geçildiğine rastlıyoruz. Halihazırda sürekliliği olan yahut bir mevcudiyet kazanmış üniversite forumu sayısı az olsa bile, forum deneyiminin çağırdığı politik potansiyele ihtiyaç duyduğumuzu düşünürsek, bir yandan da forum formunun imkanlarını daha çok tartışmaya ve politik potansiyelini geliştirmeye ihtiyacımız var. Üniversite forumları, mahalle forumlarından öğrenecek; mahalle forumları da üniversite forumlarıyla ilişkisini geliştirecek; “iki toplumsal birim olarak” birbirine bakma ve birbirinden öğrenme imkanlarını zorlamalıyız.

 

Son olarak, 2011 yılında Boğaziçi Starbucks Karşı-İşgal deneyimine katılmış biri olarak, Gezi’nin Bakiyesi’nde söylediğim bir cümleyi açmak istiyorum. Yeldeğirmeni ve Caferağa’da yapılan işgallerin forumlarla kurduğu doğrudan ilişki çok önemli. Bu, bir yandan bir “sorumluluk” ilişkisini ifade ediyor, bir yandan da kapsam alanı ile doğrudan bir ilişki kuruyor. Ancak burada esas olan şey, işgallerin yapılan eylemliliklerden biri olarak görülmesi, her ne kadar merkezi bir rol üstlense de, kapsam alanını sürekli olarak mahalle üzerinden düşünmeye devam etmesi gerektiğinin/uyarısının altını çizmek isterim. Forum’da, “işgale aşık olmamak gerekir” diye bir cümle aktarmıştım. Ben karşı-işgal’in bitmesinin önemli nedenlerinden birinin üniversiteyi (kapsam-alanı diyelim) örgütlemedeki başarısızlığı olarak görmüştüm. Bir süre sonra işgal edilen alanın yeniden üretimine çok fazla gömüldük ve üniversite ile bağımız zayıfladı.[3]

 

Mevcut işgallerin bu yönde ilerlediğini düşünmüyorum. Gözleyebildiğim kadarıyla böyle değil, ve bu çok önemli. Ben sadece, o deneyimden kalan bir şeyi hatırlatmak istedim. İşgal tarzı olarak belirli bir yakınlık kurduğum için, bu risk her daim olacaktır. Ancak mevcut yönelim, sürekli politik alanı genişlettiği için (Bostanlar, esnaf dayanışmaları vb.) bu konuda umutlu olmaya dair fazlaca verimiz ve imkanımız mevcut.

 

tartışmaya devam etmek üzere.

 

sunumlar yayınlanmaya başlamış. iki oturumun linki aşağıda:

http://capul.tv/gezinin-bakiyesi/ 

http://capul.tv/gezinin-bakiyesi-1-oturum/

 

 

[1] Bu konuyu birazcık daha ayrıntılı tartışmaya çalıştığımız bir metin için bknz: http://gayriresmibogazici.wordpress.com/2013/12/16/politik-bir-imkan-olarak-forum/

[2] Bu sunum şuradan görülebilir: http://prezi.com/fytioysyqoau/forumlardayansmalarisgaller/

[3] Bunu toplantıda ifade ettiğim için buraya koydum. Yoksa bu deneyimle ortaklık/benzerlik kurmak çok da önemli değil. Ancak daha kapsamlı bir değerlendirmeyi paylaşmak isterim: https://temsiliyetsiz.wordpress.com/2012/08/31/starbucks-isgali-neden-bitti/

Reklamlar